Uzun zaman önce çok çok uzak bir yaşta, neden o saatte hala yatmamıştım bilmiyorum ama ekranda daha sonra sayısız defa dinleyeceğim müzik eşliğinde kayan yazıları gördüğümü gayet iyi hatırlıyorum. Büyük bir heyecan içerisinde, tabiri caizse gözümü bile kırpmadan filmi izlemiştim. O zamana kadar okuduğum kitaplar, ağabeylerimden dinlediğim hikayeler, izlediğim filmler zihnimde bir uzay teması yaratmıştı. Aklımın içinde şekillendirmeye çalıştığım bu bilinmeze bağlı olarak da o gece seyredeceğim filmin sadece bir “uzay filmi” olduğunu sanmıştım. Filmin bitimiyle kapanış müziği kulaklarıma dolduğunda aklımda her şey birbirine karışmıştı. Laser tabancaları, uzaylı karakterler, hayal gücümü zorlayan mekanlar, korkunç ya da garip yaratıklar, yürüyen dev makineler, uzay gemileri, sesler, müzikler, Luke Skywalker, Yoda, asiler, Darth Vader ve tabii ki ışın kılıcı… Prenses, Jedi güçleri, tüylü kocaman maymun adam, onun sahtekar arkadaşı, şapşal robotlar… 80′li yıllardı, hayat yeniydi, renkli televizyon yeniydi, Star Wars yeniydi ve bu kadar çarpıcı kavram, hayal kurarak yaşayan benim gibi bir çocuk için bile çok fazlaydı.
İzlediklerimi sindirdikten sonra gerçek hayatta uygulamaya başladım. Anneme ve babama bir şey söyledikten sonra “güç seninle olsun” demek, karanlıkta fenerle ışın kılıcı yapıp, odadaki eşyaların gölgeleriyle savaşmak, yataktan yere yerden yatağa Jedi güçlerimle atlamak ya da çalışma masamda oturup uzay gemisi kullandığımı hayal ederek galaksiler arası seyahat etmek gibi. Oyunlarımda hayali arkadaşlarım da bana yardımcı olurlardı. Birlikte Jedi okullarında zorlu eğitimlerden geçer, yabancı gezegenlerde yaşayabilmek ve oradaki halkla anlaşabilmek için lisan öğrenir sonra öğrendiklerimizi türlü maceralarda uygulardık. O günlerde ailemin gözünde, masanın altından sürünerek koltuğun arkasına geçen ya da oturduğu yerde kargacık burgacık sesler çıkartan bir çocuk şeklinde algılandığımı sanıyorum. Gerçek hayatta da Jedi’lar olduğundan emindim. İmparatorluğun ve Darth Vader’ın temsil ettiği tüm kavramlarla savaşmak için Jedi olmaya karar vermiştim. Eğer bu mücadelemde sıkıntıya düşersem Obi-Wan ya da benzer iyilikte birinin bir şekilde yanımda belirip, bana yardımcı olacağına inanıyordum ama itiraf etmeliyim ki, filmin herhangi bir sahnesinde Darth Vader hastalıklı nefes alışları ve siyah pelerini yerdeki tozu süpürerek belirdiğinde içimi hırsımla bastırmaya çalıştığım bir korku sarardı.
Bir gün kuzenimde Star Wars oyuncaklarını gördüm. Uzay gemileri, yüzlerindeki ifadeye kadar detaylandırılmış türlü karakterleri ile filmdeki hemen hemen her şey mevcuttu. Evimin konforunda o dünyayı yaşatabileceğim hayali, babama bana da o oyuncaklardan alması için baskı yapmama neden olmuştu. Sağolsun kırmamış, Skywalker tayfasından 3 tane asker – o zamanlarda böyle bir tanımı vardı oyuncakların benim için – almıştı. Mevcuttaki diğer oyuncaklarımı da oyunların içine katarak, evdeki her bir odayı ayrı bir gezegen olarak kurgulayıp, saatlerce oynardım. Kaybolacakları ya da kırılacakları endişesiyle oyuncakları hiçbir zaman evin dışına çıkarmadım. Oyun oynamaya filmin ezberlediğim açılış müziği ile başlardım. Oyunların hikayesi ve seslendirmesi de gerçeğe yakınlaştırmak için çok önemliydi. Star Wars’u seslendirmek kolaydı çünkü hazırda çok geniş bir ses içeriği vardı. Düşünüyorum da aslında tüm çocuklar için oyunların en yaratıcı ve keyifli kısmı sanırım seslendirmelerdir. Çabucak kurgulanan bir hikaye üzerine yerleştirilmiş oyuncak karakterleri seslendirmek aslında algıladıklarını yaşadıkları hayata benzetebilmek çabasıdır. Işın kılıcı sesi yapmak, Darth Vader gibi konuşmak için içine girdiğim ruh haliyle oluşan yüz ifadelerimi bugün gözümde canlandırmaya çalıştığımda çok keyifli olduklarını düşünüyorum.
Bilgisayarın evlerimize girecek kadar yaygınlaşmasıyla Star Wars tutkusu da bilgisayar oyunları ile yaşayabilecek başka bir alan bulmuş oldu. Oyuncaklarımla geliştirdiğim hayal dünyası, monitörümden içeri girebileceğim kadar gerçek haliyle artık efsanenin canlı bir parçası olmama izin veriyordu. Işın kılıcı ile destansı dövüşler yapan da, uzay gemisi ile gezegenler arasında özgürce seyahat eden de, zorlandığımda Jedi güçleri kullanan da bendim. Düşmanlarım da, dostlarım da karşımdaydı. O dönemde, çocukluğunu Star Wars ile büyüterek geçiren benim gibi her genç insan için bilgisayar oyunları bulunmaz bir nimetti. Elimdeki fenerle gölgelere karşı savaşmaktan, ışın kılıçlarımızla Luke Skywalker ile sırt sırta düşmanlarımıza karşı dövüşmeye geçiş teknolojinin ilerleme hızına bağlı olarak çok çabuk olmuştu. Her şekilde genişlemeye açık hikayesi de oynanabilecek yeni oyun bölümleri demekti. Bilgiler arttıkça çevremdeki kişilerle de paylaşmaya başlamıştım. “Obi-Wan, Vader’ı kesin yener”den ziyade yaratılan dünyanın detaylarına yayılan sohbetler sonradan okuyacağım ve inceleyeceğim başka bilim kurgu ya da fantastik dünyaları da anlamama yardım etmiştir.
Yeni filmlerle, dizilerle, bilgisayar oyunları, geliştirilmiş evrenle büyütülse bile zamanla internetin gelişmesi ve kullanımının artmasıyla Star Wars için izlenip incelenebilecek bilgi bulmak da sorun olmaktan çıktı. Artık 5-6 yaşlarımda devasa olarak algıladığım evren, her bir noktasına kadar ulaşıp, dokunabileceğim şekilde küçülmeye başlamış, hatta telefon melodim olan Imperial March ile cebime bile girmişti. Bu aşamada ilgiyi hep taze tutabilmek amacıyla Star Wars, yeni jenerasyonları kapsayacak bir ticari marka olarak da, biz eski sevenlerinin beğenilerini kaybettirmeyecek şekilde de gelişti.
Star Wars, doğduğu 80′ler ortamında işi sadece hayal kurmak, kitap okumak ve bunlardan ürettiklerini oyuncaklarıyla hayata çevirmek olan bir çocuğun, yani benim geçmişimde önemli bir yere sahip. Bugün baktığımda, yaşadığım ülkenin sınırlarını aşıp, dünya vatandaşı olabilmemde, Vader’dan ziyade hayatla mücadele ederken hayallerimin benimle kalmasında, çocukluğuma dair seçilebilen en keyifli anılarda, hatta gücün karanlık tarafının da olduğunu fark etmemde Star Wars’un bir şekilde izi olduğunu biliyorum.
NOT : Bu yazının bulunduğu 80′lerde Çocuk olmak kitabı tüm kitapevlerinde bulunmaktadır.